SİYASİ KİTAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİYASİ KİTAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2018 Salı

CFR ve Yeni Dünya Düzeni - William Blase

İlk biçimiyle “Savaş ve Barışın Açmazları” adıyla New Mexico State University’de iftihar derecesi için sunulan bu çalışmayla dalga geçildi. Tanınmış, yerel düzeyde atıfta bulunulan bir terörizm ve Orta Doğu “uzmanı” olan Dr. Yosef Lapid tarafından da “paranoya... belki de zihin hastalığının bir göstergesi” şeklinde tarif edildi. Gerisini siz düşünün...

Kaynağa atıfta bulunmak, “bilimsel yöntemdir” ama bu kural “Komplo Teorileri” için pek geçerli görünmüyor. Bin tane kaynak gösterilebilir, yine de “şüphecileri” (“realistleri”) ikna etmeyecektir. Bana öyle geliyor ki, kanıtlara bakmayı reddederlerse, “zihin hastalığının göstergeleri” onlar için geçerli. Belki de SİZİN bilmenizi istemeyen daha meşum bir şey (gerçeği bilmek gibi) sözkonusu burada.
 

28 Ocak 2018 Pazar

Türkiye Büyülü Hapishanem - Yalçın Küçük

"Kendi halinde "insanlık" olur mu, diğer insanların görüp de teslim etmedikleri bir "insanlık" demek istiyorum ve olması gereklidir. Mutlak ve bağımsız bir "insanlık" dönüşülmelidir; atasözlerini, halk felsefesi cümleleri sayacak olursak, dilimizdeki insan kıymetini insan bilir.. sözüne baktığımızda bunun kolay olmadığını görebiliyoruz. İnsan bilmese de insan olmalıdır ve diğer insanlardan bağımsız bir insanlık olduğuna inanıyorum; bu, yaşama gücümüzdür."

Ben cezaevi sırrını Dostoyevski'de çözdüm; gardiyanlık insan iradesini kırma mesleğidir, diyordu. Tek kelimeyle dâhiyane;dâhi, çok hızlı görebilendir ve bu nedenle bazen görünmeyeni görendir. Hapsetmenin bir tek fonksiyonu var: bireyde istemeyi ortadan kaldırmak. Dün ve bugün, cezaevinin esansı budur ve bu da insanlık dışıdır. Şimdi o demir ranzaya bakıyorum, ne kadar çiçekli; her tarafını ve bu arada her tarafımı çiçekle donatmış olduğum anlaşılıyor. Bir tek burun deliklerimde çiçek yok; sanki duvar ve demirin cansızlığından, çiçekle intikam alıyordum. Hep çiçek istiyordum. Herkes çiçek istiyordu. Fakat, Dostoyevski,bir dâhidir ve hapishane, istemeye düşmandır...

İNDİR ve OKU

Türkiye Tarihi - Hamit Bozarslan

Tarihçi ve siyaset uzmanı Hamit Bozarslan, 13. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun ve Selçuklu Devleti’nin kalıntıları üzerine kurulan ve yedi yüzyıla yakın hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi üzerinden günümüz Türkiyesi’ni anlamaya çalışıyor. 

Bir dünya imparatorluğu ve mutlak bir Müslüman gücü olmayı başaran bu sıradışı devletteki sürekliliklerin, aynı zamanda yüzyıllar içindeki sert kopuşların izini sürerek, “Türkiye tarihi” denen karmaşık konuyu, kendi özgüllükleri içinde olduğu kadar başka mekânlarla etkileşimleri ve bağımlılıkları içinde de ele alarak tartışıyor. 

Bozarslan, Türkçe baskıya yazdığı önsözle, ayrıca bugün siyaset gündemimizi belirleyen dinamikleri anlamamızı sağlayacak önemli ipuçları veriyor. “Türkiye’de ‘toplum yaratmak’, geçmişteki İttihatçı teşebbüslerin yenilgisini kabul ederek, etnik, inançsal, politik ve ‘uygarlıksal’ çoğulculukların meşruluğunu –bunların güncel kamusal sahnede ifade ettikleri kopukluklarla birlikte– nihayet kabul etmeyi gerektirir.

Türkiye’nin, bütün 19. ve 20. yüzyıllar boyunca sıklıkla ve şiddetli bir şekilde zemini olduğu radikal başkaldırıların yeni dalgalarını önlemesini, biçimsel kurumsal çerçevelerin ötesinde, sadece radikal biçimde yeniden tanımlanmış bir demokrasi sağlayabilir.”

HAMİT BOZARSLAN

İNDİR ve OKU

Vur Emri - Ümit Zileli

Cumhuriyet gazetesi yazarı Ümit Zileli askerliğini 1985-86 yıllarında Tunceli'de Jandarma Komando Asteğmen olarak yaptı.

Tanık olduğu acıları, öfkeleri, hüzünleri daha Tunceli'deyken kaleme almaya başladı. Bir belge niteliğindeki bu kitap, üzerinden uzun yıllar geçse de unutulmayacak gözlemleri ve tanıklıkları içeriyor.

Vur Emri, gelecek için tarihe not düşüyor…Ümit Zileli'nin yürekten dileği ise şu: 'Topun, tüfeğin ve hatta askerliğin olmadığı, bir baştan diğerine sevda türkülerinin söylendiği bir dünya…'

24 Ocak 2018 Çarşamba

Garihi Öldüren Şiir - Abdullah Muradoğlu

Üzeyir Garih, mensup olduğu aile, etnik/dini kökeni, iş hayatı, yaşam tarzı, farklı kişiliği, uluslararası ilişkileri ve ilginç yorumlarıyla, alışılagelen Musevi tipinin dışında kalan bir isim. 

Garih Mason'du, Lotaryan'dı. Dünya Yahudi Lobisi'nin önemli isimlerinden biriydi. Kendi ifadesiyle muhafazakar ve Allah'a inanan bir mü'mindi. Garih'in adeta bir labirenti andıran, ancak kendi içinde de son derece tutarlı olduğu anlaşılan gizli dünyası bir bakıma Türkiye'nin toplumsal/kültürel dokusunun haritasını da çiziyor. 

Garih'in labirenti bir tarih galerisi niteliği taşıyor; 1900'lerin başında Bağdat'tan İstanbul'a göç eden Musevi bir ailenin yüz yıllık öyküsünü içeriyor. Gazeteci-Yazar Abdullah Muradoğlu, Garih'in labirentinde yer alan olaylara ve kişilere ilişkin önemli bilgiler veriyor. Kitapta resmi tarihin dışında kalan toplumsal tarihimize ait pek çok gerçekle yüzyüze geliyorsunuz. 

Garih'in 72 yıllık hayatından önemli anekdotların yer aldığı kitapta, 1940'larda zor günler yaşayan Musevilere kucak açan bir tarikat hakkında ilginç bilgiler veriliyor. Kitapta Garih Cinayeti Davası bütün yönleriyle ele alınıyor. Pek çok iddia ve komplo teorisi de ayrıntılarıyla veriliyor. 

Muradoğlu'nun kaleme aldığı, "Garih: Sıradışı Bir Musevinin Portresi" kitabında Üzeyir Garih'in bir rüya ile başlayan ve dramatik bir biçimde kanlı bıçak darbeleriyle son bulan gizemli hayatına ayna tutuluyor. (Arka Kapak)

YAZAR : Abdullah Muradoğlu

İNDİR ve OKU

22 Ocak 2018 Pazartesi

Kürtler PKK ve A. Öcalan - A. Cem Ersever

Celal Talabani, Irak Milli Türkmen Partisi'nin Kuzey Irak'ta Türkmen haklarını korumaya yönelik faaliyetlerini engelleyebilmek için elinden geleni yaptığı hatta, Demirci soyadını kullanan ve Snober olarak bilinen Necmettin Kakaf'a Türkmen Kardeşlik Partisi adı altında kukla bir parti kurdurduğu için Türkiye dostu oluyordu. Hem de Erbil ve Şaklawa sokaklarına Kerkük Kürdistan'ın Kalbidir sloganını yazdırarak!

Çok samimi olarak şu noktaya temas etmek istiyorum, benim milliyetçiliğim, kültür milliyetçiliğidir. Milliyetçiliğimin temelinde dilde, fikirde, işte birlik vardır. Kültür milliyetçiliği esastır. Anadolu kültürüne herkes uymak zorundadır. Çünkü bu kültür beşbin yıllık Turan kültürüdür. Laz'ı, Çerkez'i, Tatar'ı, Azeri'si, Kürt'ü, Türkmen'i bu kültürün içindedir. Efendim, mozaikmiş. Bir bilge politikacının dediği gibi (Ne Mozaği Ulan!) işte mozaiğin Kürt taşı gidiyor. Hainin biri çıkıyor bu taşı oynatıyor. Biraz haysiyetli olmak lazım.

A. Cem Ersever

İNDİR ve OKU

Üçgendeki Tezgah - A. Cem Ersever

‘Terör Odaklarını Kontrol Eden Dünyayı Kontrol Eder’
‘ … Türkiye’de kendilerini ‘Devrimci Demokrat’ olarak tenıtan kesim-
ler PKK ile bir şekilde flört içindedirler. Türkiye şartlarında ortak hedefe yönelik olarak, Türk ile Kürt örgütleri arasında yapılacak ittifaklar Türk Devletine karşı savaşla büyük önem taşımaktadır. PKK’ya göre böyle
bir ittifak için geçmişte ortaya çıkmış olan sert tavırlar engel teşkil
etmemektedir…’

‘ … Marksizim-Leninizm gibi çağdışı ve ilkel paravanların arkasındaki
sözde Aydın ve sözde Liderlerle, İngiliz çıkarlarına kaça satıldığı belli
olmayan haysiyetsiz Demokrat bozuntuları. Çağdaş Lawrenceler toplu-
mumuzu kamplara bölmüş durumdadır. Otonomi yanlıları bir tarafa,
Federasyon yanlıları bir tarafa, sözde bağımsızlıkçılar bir tarafa çekip
durmaktadırlar. Sorunumuz, işte bu işportacı mahluklar ve onların az-
gın patronlarıdır…’

A. Cem ERSEVER

İNDİR ve OKU

3 Kasım 2017 Cuma

Hedef Türkiye

“Türk Aynştaynı” olarak tanınan, değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü’ne aday gösterilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, A.B.D. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi. (1956). A.B.D.’de M.I.T.’den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu; “Alfred Sloan Ödülü”nü aldı. Berkeley’de Kuramsal Kimya doktorasını yaptı. ABD Atom Enerjisi Merkezi’nde araştırmalar yaptı. Harvard ve Yale’de kendisine ait yeni kuantum(nicem) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verdi. 1962’de, 26 yaşında, Batı’nın son 300 yıldaki en genç profesörü oldu. “Moleküler Biyoloji” konusunda ikinci kürsüsüne atandı. “Alexander von Humboldt Bilim Ödülü”nü kazanan ilk bilimci oldu. Japonya’nın “Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü”nü kazandı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çıkardığı özel bir kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek “Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Unvanı”nı verdi. Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak Japonya’ya gönderildi; Türk-Japon Kültür, Eğitim ve Bilim ilişkilerinin temelini attı.

İNDİRME ADRESİ

Dünü Bugünü ile 68'liler

Kitap, Cevizoğlu'nun o bilindik araştırmacı kişiliğinin, özveriyle çalışması sonucunda ortaya çıktı. 68 kuşağının yaşadıklarını ince araştırmalar ve belgelerle o günlerin bir daha yaşanmaması için tüm gençliğimize sunuyor. Darbenin hangi gazetecilerin tahrikiye yapıldığını, gençleri örgütleyen elleri, Deniz Gezmiş'in idam edilme nedenini ve daha birçok bilinmeyeni bu kitapta bulacaksınız.

Darbe yapsın diye askerleri kışkırtan gazetecilerin itirafları...

İhtilal ortamı yaratmak için gençleri kim örgütledi?...

MİT'teki "Balon Dosyası" neydi?.. 12 Mart Cuntasının telefonları bile dinlendi mi?..

12 Mart'tan üç gün önce darbe olsaydı başbakan olacak sürpriz kişi kimdi?...

APO'yu salıveren savcı!..

Tarihi itiraf: "Deniz Gezmiş, mahkemeye saygılı olsaydı idam edilmezdi!"

12 Mart'ın savcısı Çelebi ilk kez konuştu: "Elhamdülillah Atatürkçüyüm!"

CHP milletvekillerinin çoğunluğu niçin Deniz'lerin idamına hayır oyu vermedi?...

"Hatırla Sevgili" filminde gördüklerinizin gerçeği...

Uğur Mumcu, 12 Mart'ın savcılarından Baki Tuğ'dan özür diledi mi?..

"Tam bağımsızlık" için banka soymak, adam kaçırmak mubah mıydı?

68'de kim "hain" kim "vatansever" idi?.. Bu kavramlar bugünle örtüşüyor mu?..

"Balyoz Harekâtı" neydi? Balyoz kimlerin kafasını ezdi?..

Deniz Gezmiş'lerin idamı "emirle gelen karar" mıydı?.. İşte belgesi...

Deniz Gezmiş'in babasından şok açıklama: "Onları dağa çıkaran birtakım güçler vardı!.."

Bir daha bir araya gelmeleri mümkün olmayan tanıkların tarihe ışık tutan ilk ağızdan açıklamaları...

Gençler!.. Birbirinize düşmemek, aynı filmi tekrar yaşamamak için bu kitabı mutlaka okuyun!...

İNDİRME ADRESİ

Haliç'te Yaşayan Simonlar

Emniyet Teşkilatının efsanevi ismi, Susurluk sürecinde cesur duruşuyla gerçek bir kanun adamı tavrı gösteren Hanefi Avcı yine doğru bildiklerini söylemeye devam ediyor. Ucunun kime dokunduğuna bakmadan, yalnızca ülkesine karşı vicdani sorumluluğunu yerine getirmek için son dönemde yaşananların iç yüzünü kamuoyuna açıklıyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. 

Devlet başlıklı ilk bölümde, yıllarca devlete hizmet etmiş bir güvenlik görevlisi olarak geçirdiği fikirsel dönüşümü, bu dönüşüme neden olan olayları okurlarla paylaşıyor. Bu fikirsel dönüşümün sonucunda Avcı artık, uzun yıllar mücadele ettiği, sisteme muhalif grupların demokratik ve sağlıklı bir sistemin olmazsa olmazı olduğuna, farklı fikir ve düşüncelerin topluma zarar değil, ancak bir zenginlik katacağına, güvenlik sorununa indirgenen Kürt sorununun ancak demokratik hak ve özgürlükler alanının genişletilerek siyasi yollarla çözümlenebileceğine ve ordunun batılı ülkelerde olduğu gibi siyasetin dışında kalarak güçlü bir ordu olabileceğine inandığını açık yüreklilikle ifade ediyor. 

Avcı, bu kitabı yazmaktaki önemli amaçlarından birinin, böyle köklü bir değişim yaşamasına neden olan mesleki tecrübelerini aktararak, çok geniş bir kriminal yelpazede çalışmış olmanın verdiği donanımla kendinden sonra geleceklere yol göstermek olduğunu belirtiyor. 

Cemaat başlıklı ikinci bölümde ise Avcı devletin çeşitli kurumlarına nüfuz etmiş cemaat yapısının son zamanlarda meydana gelen olaylardaki (özel yetkili mahkemelerin sürdürdüğü tahkikatlardan, telefon dinlemelerine, vs.) rolünü ortaya koyuyor. Cemaatin polis, ordu, MİT, jandarma, yargı ve diğer devlet kurumları içerisinde ayrı bir hiyerarşik örgütleme kurarak ve bu teşkilatların sistemlerini bozarak çalışmalarını engellediğinden, üstüne üstlük bu teşkilatların personeli arasında ayrım, güvensizlik ve düşmanlık yaratarak kurumları içerden ve tamir olunmaz biçimde yaraladığından bahsediyor. 

Bugün özellikle özel yetkili mahkemelerce yürütülen tahkikatların, arka planda cemaatin talimatı ile Emniyet İstihbarat Şubesindeki unsurları ve cemaate bağlı savcılar desteği ve zorlaması ile yürütüldüğüne, yürütülürken hukuksuz işlemlerin yapıldığına dair ciddi emareler olduğunu iddia ediyor. Tüm bu iddialarını, delilleriyle sağlam bir zemin üzerine inşa ediyor. 

Avcı kitabın başlığında iki metafor kullanıyor; bunların devlet görevlilerinin, belli bir ideoloji etrafında örgütlenmiş grupların ve genel anlamda toplumun zihniyetini tanımlayabilmek için ne kadar isabetli bir biçimde seçilmiş olduğunu kitabı okuyup bitirdiğinizde anlayacaksınız. Görünen değil, perde arkasındaki gerçekleri merak ediyorsanız Emniyet teşkilatının güvenilir ve öncü ismi Hanefi Avcı'nın dürüst ve cesur sesine kulak verin! 

Hanefi Avcı, meslek hayatına 1976 yılında Mut ilçe Emniyet Komiserliği görevi ile başladı. Daha sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü, KOM Dairesi Başkanlığı ve Edirne Emniyet Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Avcı, halen Eskişehir Emniyet Müdürü olarak göre yapmaktadır. 2006 yılında TASAM'ın Stratejik Vizyon Sahibi Bürokrat Ödülü'nü kazanmıştır. Avcı, Emniyette teknik-elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinir.

İNDİRME ADRESİ

Dokunan Yanar

Elinizde tuttuğunuz kitap ortaklaşa bir emek ürünü. Birimiz yazdı. Birilerimiz dizgi yanlışlarını düzeltti. Birilerimiz yazım kusuru olup olmadığını denetledi. Birilerimiz noktalama işaretlerinin doğru ve yerinde kullanılıp kullanılmadığını kontrol etti. Birilerimiz "ilk okuma", birilerimiz "son okuma" süreçlerinde sorumluluk üstlendi ve sonuçta bu kitap ortaya çıktı.

Bu kadar çok kişiyi tek bir kitapta buluşturan itici güç ise her birimizin düşünce Özgürlüğünü savunma kararlılığı ve şiddet çağrısı içermedikçe her kitabın hiç bir engele takılmaksızın yayınlanabilmesi gereğine olan inancımız ve aydın olarak sorumluluğumuzdu.

İNDİRME ADRESİ

29 Ekim 2017 Pazar

Abi Kabadayılar, Mafya ve Derin Devlet

"Rahmetli Sabahattin Eyüboğlu ile ilgili bir anım var. Birlikte yatıyoruz. 12 Mart dönemi. Şimdi Sabahattin Bey Amca bana soruyor -çok zeki adamdı-: 'Evladım Dündar, bizi buraya neden getirdiler?' 

Ben de diyorum ki: 'Aaa! Hocam. Ben diyeyim altı ay, sen de on altı ay sonra seni çağırıp soracaklar: 'Kimsin?' Sen diyeceksin ki 'Ben Profesör Sabahattin Eyüboğlu'yum'. 'Hay Allah, bir yanlışlık olmuş. Biz pezevenk Sabahattin'i arıyorduk. Kusura bakma,' deyip seni salıverecekler. İşte seni o zannediyorlar, onun için tutuyorlar Hocam..." 

Bir kuşağın son temsilcisidir Dündar Kılıç. İlhan Selçuk'un ifadesiyle "Külhanbeyi değil kabadayı, mafya babası değil kabadayı"dır. 21 yılı cezaevlerinde geçen hayatı, yeraltı dünyasının iç işleyişini, devletle olan gizli-açık ilişkilerini ve suçun evrimini gözler önüne serer. 

Gazeteci-yazar Doğan Yurdakul "Abi" lakabıyla tanınan Dündar Kılıç'ın renkli kişiliği ve "racon" etrafında şekillenen sıra dışı yaşamı üzerinden Türkiye'nin yeraltı dünyasının bir dönemine ışık tutuyor.

İNDİRME ADRESİ