Zifiri bir savaşın eşiğinde!...
Hacer-ül Esved'de gizlenen sır neydi?...
Amerikan askerleri Kabe'ye niye baskın yaptı?...
Papa ve Amerikan Başkanı Bush nasıl öldürüldü?...
Dünya insan kanına nasıl boğuldu?...
Cehennemde büyük savaş!...
Şeytan'ın orduları yeryüzünde savaşıyor!...
Karanlık çağlarda, insan öncesi Dünya'da yaşananlar!...
Kız Kulesi'nin altındaki sır neydi?
YAZARLAR HAKKINDA
Orkun Uçar: 1 Haziran 1969'da Kocaeli-Gölcük de doğdu. İ.Ü İletişim Fakültesi'nden mezun oldu. Uzun yıllar gazete ve televiz-yonlarda çalıştı.
Burak Turan: 25 Eylül 1980 yılında Bursa'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir'de lise öğrenimini Bursa'da yaptıktan sonra üniversite öğrenimi için İstanbul'a gitti. Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü'nü bitirdi.
YAZARIN ALTIN KİTAPLAR'DAKİ DİĞER KİTAPLARI
Orkun Uçar'ın diğer kitapları:
Metal Fırtıra 2: Kayıp Naaş / Metal Fırtına 3: Kızıl Kurt / Asi
İNDİR ve OKU
ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Şubat 2018 Pazartesi
9 Şubat 2018 Cuma
Aşk-ı Memnu - Halid Ziya Uşaklıgil
KİTABIN ADI |
AŞK-I MEMNU |
|
KİTABIN YAZARI
|
HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
|
|
YAYIN EVİ
|
İNKILAP YAYIN EVİ
|
|
BASIMYILI
|
1993
|
KİTABIN
KONUSU:Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir
romandır.
KİTABIN ÖZETİ:
Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve
Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır.
Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey
varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç
kaldıramaz.
Bir gün toplanıp pikniğe giderler,
bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu
ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok
bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki
görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden
hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber
olurlar.
Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal
tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi
düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi
hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey
değişir.
Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi
beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter
olacaktır.
KİTABIN ANA
FİKRİ:Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri
zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini
engeller.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok
güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin
beslemektedir.
Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.
Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir.
Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.
Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.
Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir.
Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER:Kitaptaki olaylar belirli ve düzgün bir sıra izlediği için
okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor.
Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın
dilinde düzeltme olması itibariyle yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla
yabancı kelimelere yer verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile
ilişkilerini aynen yansıtmaktadır.
Akşam Güneşi - Reşat Nuri Güntekin
|
KİTABIN
ADI
|
AKŞAM GÜNEŞİ
|
|
KİTABIN
YAZARI
|
|
|
YAYIN EVİ VE
ADRESİ
|
İNKİLAP YAYINEVİ
,CAĞALOĞLU/İSTANBUL
|
|
BASIM
YILI
|
1982
|
|
DÜZENLEME
|
ERDOG@NER
|
KİTABIN
KONUSU:
Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından
geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.
KİTABIN
ÖZETİ:
Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle
birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür.
Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula
girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri
akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan
sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar.
Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar.
Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada
amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç
olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati
gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini
söyler.
Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur.
Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum
çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu
kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür.
Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar.
Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını,
eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden
ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya
açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni
haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar.
Bir
süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat
sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre
sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur.
Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata
binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün
baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.
KİTABIN ANA
FİKRİ:
Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere
kendimizi hazırlamalıyız.
KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
NECATİ; gençliğini dolu dolu yaşamış,
istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği
kalmamıştır.
LEYLA; sevecen, çok güzel bir kızdır.
Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.
NİLGÜN; yardımsever ve iyi kalpli bir
kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu
söyliyemez.
KİTAP
HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Olaylar başlangışta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla
etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmaen, anlaşılır
bir dille yazılmıştır.
Anahtar - Refik Halit Karay
KİTABIN ADI
|
ANAHTAR
|
KİTABIN YAZARI
|
|
YAYIN EVİ
|
İNKILAP YAYIN EVİ
|
BASIM YILI
|
1992
|
KİTABIN KONUSU
Kitap konu olarak toplumda ailede
yaşanan çeşitli sorunların aileyi nerelere götürdüğünü anlatır.
KİTABIN
ÖZETİ
Olay
İstanbulun boğaz’a bakan yalılarında yaşayan insanlar arsında geçmaktedir. Kenan
hali vakti yerinde işinde niyazında bir memurdur . perihan isminde bir kadınla evlidir yalnız
kenan’ın aldatılma korkusu vardır. Bir gün Kenan oturdukları köşkün anahtarını
kaybeder ; ama evin sahibi olduğu için ne karısına ne de hiz metçiye anahtarı
kaybettiğini bir türlü söyleyemez. Bu neden yeni bir anahtar yaptırmanın bütün
işleri yoluna koyacağını düşünür.
Aklına hemen karısının bir anahatrı daha olabileceği gelir ve karısına ait olan eşyaları
karıştırmaya , anahtarı bulamk için etrafı döküp saçmaya başlar. En sonunda
karısının eski çizmelerinin arasında bir konak kapısı anahtarı bulur. Her şey
tamamdır ama ne de olsa karısına bir şey
çaktırmamak lazımdır ve hemen etrafı toplamaya baslar.
Ertesi gün işe giderken yolunun üzerindeki bir çilingire gider ve
anahtarı yapmasını rica eder. Çilingir en erken yarın yapabileceğini söyler; ama
Kenan bir yolunu bulup çilingiri anahtarı aksma yapmaya ikna eder nede olsa
aksama eve kendi anahtarı ile girmek ister.
Aksam
olur ve Kenan eve gitmek üzere evin yolunu tutar. İçinde tahmin edemediği
çeşitli korkular ve kaygılar vardır. Eve geldiğinde evin görkemli kapısı önünde
uzanmaktadır. Anahtarı, kafasından geçen bin bir türlü kaygıya rağmen cebinden
çıkarır ve kapıyı açmayı dener. Fakat korktuğu başına gelmiştir anahtar kapıyı
açmamaktadır ama neden?
Belkide yanlış anahtarı aldı ve yanlış anahtar kopyalandı ya da…
perihan o anahtarla başka bir yerlere kimbilir başka birilerinin evlerine
gidiyordur diye düşünür. İçini tümbenliğini bir gariplik bir tuhaf korku
kaplamaya başlar. Ve etrefında ki herkesten şüphelenmeye başlar.
Karısının
arkadaşlarından kendi arkadaşlarından ve hatta arasıra kendinden bile
şüphelenir. Neden böyle bir şüphecilik içine düşmüştür bir anahtar neden onu bu
kadar zorluklara sürükler onu çözmeye çalışır. En sonunda bir gün bu gereksiz
düşüncelerinin yersiz olduğuna karar verir.
Bir
gün Kenan çok fena bir şekilde hastalanır ve tüm hayatı bir filim şeridi gibi
gözlerinin önünden geçer. Bu kuruntuları yıllardır aynı yastığa baş koyduğu
karısını alacak onu Kenan’dan uzaklaştıracak duruma gelir . kendinden
utanır.
Perihan Kenan’ı ziyaret etmeye gelir. Kenan neredeyse Perihan’ın
yüzüne bakamayacak kadar utanıyordur ve dayanamaz anahtarın nerenin anahtarı
olduğunu sorar. Perihan aniden bir
kahkaha patlatı verir. Kenan hemen gücenir çünkü böylesi hayati bir önem taşıyan
konu nasıl olurda bir kahakaha sebebi olabilir. Perihan durumu ona iyileşince
anlatacağını açıklar.
Kenan
iyileşir. Perihan onu doğruca Boğaza ,bir Boğaz yalısına götürür. İşte merak
ettiğin anahtar bu yalının kapılarını açıyor der ve şehirden kaçmak için bu
yalının anahtarını hatıra olarak aldığını söyler. Kenan aniden Perihan’a sarılır
ve gözlerinden süzülen yaşlara hakim olamaz ve artık bu yalıda yaşamaya karar
verirler.
KİTABIN ANA
FİKRİ
Kitap
herne olursa olsun insanlara ön yargı ile yaklaşılmaması gerektiğini anlatmaya
çalışır.
KİTAP OLAYLARI VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kenan hali
vakti yerinde iyi bir devlet memurudur. Oldukça varlıklıdır ve perihan adında
bir karısı vardır.
PERİHAN:
Perihan
daha önce bir evlilik geçirmiş olan fakat aradığını bulamayan bir kadın aynı
zamanda Kenan’ın karısıdır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap
seçilen bir aşk konusu olarak ilk başta romantik eserleri okumasını seven okur
severlere seslenir ama ilerleyen safhalar onu neredeyse karamsarlığın hakim
olduğu bir polisye romanına çevirir. Kitap konular arsına sıkıştırılmışolan
karamsar şüpheler nedeni ile akıcılığını kaybeder ve sıkıcı bir edaya bürünür.
Yazar mekanları ve kişileri oldukça iyi seçmiştir.
KİTABIN YAZARI
HAKKINDA
7 Şubat 2018 Çarşamba
Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri - Yekta Kopan
İlk öykü kitabı olan Fildişi Karası ile çok olumlu tepkiler alan Yekta Kopan, duru, abartısız, akıcı dili, yaşamın içinden seçilmiş, şaşırtıcı ayrıntılarla zenginleştirilmiş konularıyla; hüzün ve duygusallıkla mizah ve ironiyi dengede tutmayı başaran kurgularıyla, Türk edebiyatı içinde kendine özgü yolunu bulmuş görünüyor. Olayın ön planda tutulduğu öyküleri, titizlikle işlenmiş, fazlalıklardan arındırılmış, çok yönlü, çok boyutlu karakterlerle donatılmış 'insan olan' türlü şeyle bezenmiş. Gerçekçi bir anlatım içinde hayalgücüne de çok yer vermesi, Yekta Kopan'ın öykülerinin öne çıkan özelliklerinden. 'Yaşam kurgulanmalıdır' diyor Yekta Kopan ve insanlık durumlarından beslenen öyküler yazıyor.
1 Şubat 2018 Perşembe
Ağacın Çürüğü - Yaşar Kemal
Ağacın Çürüğü, Baldaki Tuz, Ustadır Arı ve Zulmün Artsın Yaşar Kemal'in gazetelerde, dergilerde yayınlanmış toplumcu ve gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı yazılarından ve konuşmalarından derlenen kitaplardır. Yazarın düşünce ve yazarlık serüvenine tanıklık eden bu yazılar halkın yıllardır içine sürüklendiği karanlığın belgeleridir.
"Sayın muhbir vatandaş, sen bu yurdun çürümesinin başlangıcıydın ve sonu olacaksın. Senin bol bol işlediğin yerde, hangi toplum olursa olsun, bir düşmanlıklar kargaşası çıkar. Sayın muhbir vatandaş, sen bir ölçüsün. Senin bir toplumda ölçülerden biri olman yıkımdır. Sen oyunların en korkuncusun."
Yaşar Kemal
İNDİR ve OKU
"Sayın muhbir vatandaş, sen bu yurdun çürümesinin başlangıcıydın ve sonu olacaksın. Senin bol bol işlediğin yerde, hangi toplum olursa olsun, bir düşmanlıklar kargaşası çıkar. Sayın muhbir vatandaş, sen bir ölçüsün. Senin bir toplumda ölçülerden biri olman yıkımdır. Sen oyunların en korkuncusun."
Yaşar Kemal
İNDİR ve OKU
Zargana - Hakan Günday
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin "hiç"e dönüşmesi gerekir.
Henüz on ikisinde Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur...
Türk edebiyatında şimdiden farklılığını kanıtlamış olan Hakan Günday, Zargana'da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zeka, kudret ve acizlik arasında gidip gelen bir metin.
İNDİR ve OKU
Henüz on ikisinde Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur...
Türk edebiyatında şimdiden farklılığını kanıtlamış olan Hakan Günday, Zargana'da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zeka, kudret ve acizlik arasında gidip gelen bir metin.
İNDİR ve OKU
Aşk - Elif Şafak
Aşk Elif Şafak Roman Özeti
ROMAN HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ
Ella Rubinstain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın Tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanının editörlüğünü yapmaktadır.
Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır. Ella ile Zahara, mailler vasıtasıyla internet üzerinden yazışarak temas kurmaktadır. Zahara, sürekli yer değiştirmekte hem gezdiği yerler hakkında Ella'ya bilgi vermekte, hem de düşüncelerini ve duyguylarını yine mailler yoluyla Ella ile paylaşmaktadır. Ella'nın evliliği bu esnalarda çatırdamaya başlamıştır.
İki dost bu mailler yoluyla birbirlerine aşık olurlar ve romanın sonlarına doğru buluşurlar. Fakat onları ummadıkları bir kader beklemektedir.
Aşk romanı 2009 yılının mart ayında yayımlanmış ve uzun süre en çok satanlar listesinin başında bulunmuştur. Yazar kitabı ingilizce yazmış Türkçe'ye tercümesini ise Kadir Yiğit yapmıştır.
Konusu :
Roman, Ella Rubinstein adlı bir Amerikalı kadın ile Aziz Zahara adlı bir tasavvufçunun güncel hayattaki dünyevi aşkı ile Şems ve MEVLANA arasında geçen mistik Aşkı birlikte ele alan bir konudur. Şems ile Mevlana'nın otoiyografik mistik aşklarını anlatan Aşk Şeriatı adlı kitap, Zahara ile Ella'yı bu mistik aşka benzer dünyevi bir aşk ile birbirine bağlamıştır. Şems ile Mevlana'nın mistik aşkları ile Zahara'nın mistik kimliği Ella'yı büyüleyecek, kırk yaşında evli ve üç çocuklu bir ailesi olduğu halde Ella'nın hayatında topyekün bir değişim meydana gelecektir. Romanın konusu en kısa şekliyle aşk adına yaşanmış verilmiş büyük sınavlar ve İlahi aşkların hüznülü neticeleridir.
Romanın Ana Karekterleri
Ella Rubinstein
: Evli ve 3 Çocuk annesi olan Bir ev Kadını Modeli Hayatının en büyük Sınavı Olan çat kapı gelen aşkının karşısında Yarısı Yenilgi ve Yarısı Buruk Kısa Mutluluk Yaşayan Bir Kadın.Ella Rubinstein 40 Yaşlarında Amerikalı Bir ev Kadınıdır.Oldukça sakin mütevazi bir hayatı, Görünüşte düzenli ve Sorunsuz Bir Evliliği vardır. Bu evliliğinin temeli Hoşgörü , Anlayışı Saygı ve Sabırdan İbarettir.
Üç çocuğunun büyümesiyle kocasınında yardımıyla bir yayınevinde editör asistanı olarak çalışmaya başlar, ve ilk görevi Aziz Zahar’a adlı tanımamış bir yazarın tasavvuf felsefesi’ni Konu olan bu romanı değerlendirmektedir.
Fakat hayatının kesintili, kopmaya meyilli bir döneminde eline aldığı bu kitap hiç beklemediği bir şekilde Ellayı derinden etikeleyecek aşkı keşfetmek uğruna zorlu ve tüm hayatını alt üst edecek bir yolculuğa çıkması’na neden olacaktı
Aziz Zahara:
Ella'ya Aşk Şeriatı adlı kitabı değerlendirmesi için yollayan esrarengiz bir yazar. Mistik düşünceler içinde olan sürekli insanlara yardım etmek için Dünya'nın çeşitli yerlerini dolaşan gezgin bir derviş ruha sahip bir adamdır.
Mevlana:
MEVLANA, Konya'da Yaşamış Bir Din Adamı ve İslam alimidir. Diğer yarısı Şems Tebrizi tanıştıktan sonra hiçbir şey onun hayatında aynı olmayacaktır. Mevlana derlerdi ona Konya’da yaşayan bir İslam alimiydi. İslam aleminin ışık tutan feneriydi Namı diğer Mevlana Celaledin Rumi .
Gördüğü İlginç Rüya Şems Tebrizi'yle Kesişecek olan hayatına ipucu olacaktır. Mevlana’nın sakin ve huzur dolu hayatının görünüşte şemsin gelişiyle tepe takla olacaktır. Koca Bir İslam alimi Mevlana’nın Şems tarafından olan zorlu imtihanı onun hayatını derinden etkileyecektir. Mevlana’nın İlahi Aşkı Keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğu çıkmasına neden olacaktır.
Şems Tebrizi
Dünya Görüşü, Hayat Felsefesi, Tasavvuf Düşüncesi çoğu din adamından daha yüksek seviyide olan ve hayatını sadece ilahi aşka adayan üstün bir insandır. Kuralları hiçe sayan kral, dilenci, fahişe , şeyh herkesi aynı düzeyde gören ve seven , sıradışı bir gönül adamı olarak betimlenir.
Kimya:
Düştüğü genelevinden Şems tarafından kurtarılan, cesur ve iyi kalpli bir günahkarken, tövbe edip Mevlana'nın dergahına giren bir taliptir. Erkek kılığına girip Şems'in vaazlarına katılmak için camiye gidebilecek kadar cesur ve gözü kara bir kadındır. Mevlana'nın oğlu Alaaddin ona , Kimya ise Şemse karşı karşılıksız bir aşk beslemektedir.
Alaaddin
Şems ile Babası Mevlana'nın dostluğunu çekemeyen, Kimya'yı sevdiği ve onu elde edemediği için Şems'e kin duyan biridir. Şems'in ölümünden mesul gibi şüpheliler arasında gösterilir.
Sultan Veled
Sultan Veled,Babasına tamamen gönülden bağlı ve onun istediklerini koşulsuz onaylayan sadakat timsali bir oğul portresi çizer. Babasının tüm iyi hasletleri ruhunda toplanmıştır.
ROMANIN ÖZETİ
Ella kırklı yaşlarını bitirmeye yaklaşmış , üç çocuk annesi evli bir Amerikalı hanımdır . Evlilik onun için alışılmış ve katalanılması gereken kutsi bir müessedir. Uzun bir zamandan beri kocası ile olan proplemlerini göz ardı etmekte çocuklarını düşünerek ve bu akıntının seyrine kapılarak tüm sorunları sorun etmezmiş gibi davranmaktadır. Evililiğinde ciddi problemler yaşıyor olsa da kendisini bu sorunları adeta görmemesi gerektiğine inandırmış bir karakterdir . Eşi onu aldatmakta ama Ella bu olayları görmezlikten gelmektedir. O kendini daha çok çocuklarının bakımına , evinin işlerine , büyük kızının aniden ortaya çıkan evlilik hayalleri ile mücadeleye adamıştır Büyük kızının aniden ortaya çıkan evlilik hayalleri ile aile hayatının rutin işleri içinde kaybolmuş, kendi benliğinin ve gönlünün isteklerini unutmuş bir haldedir.
Bir yayınevinde kitap eleştirmenlerinin asisitanlığına başlar. İlk işi Aşk Şeriatı isimli bir kitabın hakkında rapor hazırlamaktır. Kitabın yazarı A.Z. Zahara’ kitabını yayınlanması için Amsterdam’a el yazısı halinde postalamıştır . Kitabın konusu ise Mevlana ve Şems Tebrizi’nin ilahi aşkıdır. Ella da dahil hiç kimse kitabın yazarı Zahara hakkında hiç bir şey bilmemektedir. Ella , Zahara ile sadece mailler yoluyla haberleşebilmektedir.
Bu aşamadan itibaren Zahara'nın yazdığı Aşk Şeriatı adlı kitapa romanın içindeki diğer roman olarak ortaya çıkmaya başlar Aşk Şerati adlı Zahara'nın romanını Ella okumaya ve değerlendirmeye başlar.
Şems Tebrizi’ sağda dolaşmakta ama içindeki bir ses adını ve adresini bilmediği bir gönüldaşınınolduğunu söylemektedir. Diğer yerler ve Bağdat’ta bir müddet dolaşp duru. Gönüldaşını bulmak için bir imtaihan yaşadığının ve çile süresi gerektiğinin blincindedir. İçindeki seslere kulak vererek uzun yolculuğa çıkar. Konya’ya yaklaştığında gönüldaşın ayakın olduğunu hissetmiştir. Bir vaazdan çıkan Mevlana'yı atın ın üstünde görür ve onun aradığı gönüldaş olduğunu anlamıştır. Şemsi bekleyen Mevlana, Mevlana'yı arayan şems ile kavuşmuştur. İki dost tüm vakitlerini birbirleri ile sohbet etmekle, muhabbet etmekle geçirmeye başlamıştır. Bu dostluk çok ilerleyince müritlerini ailesini ve iki oğlunu da Mevlana ihmal etmeye başlamış, Mevlana'nın yakınları, müritleri ve özellikle oğlu Alladdin Şemse çok kin duymaktadır.
Roman içinde roman okuyan Ella Tarihi öyküyü okuyup değerlendirirken, Zahara ile mailler yoluyla iletşim kurmaya ve hayalinde bu yazarı sevmeye başlamıştır. Zahara sık sık yer değiştirmekte her gittiği yerden Kendisi, düşünceleri ve gezdiği yerler hakkında Ella'ya bilgiler yollamaktadır. Ella'nın hayatı Zahara'dan gelecek maillere endesklenmiş her Zahara'dan gelecek mailleri dört gözle bekleyen biri olmuştur. Bu arada eski alışkanlıkları da değişmeye başlar. Evini çocuklarını ve kocasını eskisi kadar umursamamaya başlar.
Mevlana ile Şems'in dostluğu Mevlana'nın etrafındakiler iyice huzursuz etmektedir. Kimya adlı bir kadın Şems'e aşık olmuştur. Bu kadın Şems'in genelevden kurtardığı eski bir fahişedir. Mevlana'nın dergahına kabul edilen Kimya doğru yola dönmüş ama Şems'e karşı dünyevi bir aşkın pençesine kapılmıştır. Şems, Kimya'nın dünyevi aşkından haberdardır. Ama Şems,Kimyadki bu aşkı bir emare olarak görmekte " Herşeyin bir sevgiyle başlayacağının bilinciyle" Kimya'yı ilahi aşka girmek için bulunması gereken emareye sahip bir talip olarak görmektedir. Mevlana'nın oğlu Alaattin ise Kimya'ya deli gibi aşık olmuştur. Fakar Kimya'nın Şemse, Alaadinin Kimya'ya olan aşkları karşılıksızdır. Romadaki Şems, kuralları hiçe sayan, etrafdaki düzene aldırış etmeyen, dini veya şeri kaidelere aldıurmayan Fütursuz deli dolu bir Derviş görünümü çizmektedir. Şems ile Mevlana arasındaki mistik aşk Şems'in yakınlarını gösterdiği kıskançlık ve tepki yüzünden kesintiye uğrar. Bir gün Şems aniden kaybolmuştur.
Ella ile Zahara'nın mailler yoluyla kurdukları ilişki Ella'nın alıştığı hayatın yıkımına doğru gider. Ella eşinden ayrılır. Ella ile Zahara görüşmeyi ve buluşmayı yazışmaya başlamıştır. Eskiden evine bağlı, ailesinin istediklerinden dışarı çıkamayan, hayatını ailesine adayan, herşeyini planlayan, herşeyi programlayan kendi halinde bir kadın olan Ella'nın birden bire pek çok huyunu değiştirmesi, ailesinden kopmayı göze alması inanılacak bir şey değildir. Ella'daki ruhsal ve fiziki değişimler, yapmayı göze aldığı şeylerde gösterdiği cesaret, herkesi hayrete düşürmektedir. Elindeki kitap Ella'nın hayatını değiştirmekte ve birbirlerine aşklarını anlatacak kadar yakınlaştırmaktadır.
Şemsin gidişine çok üzülen Mevlana tümüyle üzüntüye girer. Etrafından hiç kimseyle konuşup görüşmez olur. Babasının üzüntüsünün nedeni bilen Küçük oğlu Sultan Veled Şemsi aramaya başlar. Sonunda Şemsi bularak tekrar Konya'ya getirir. Şems'in gitmesine sevinen Alladdin , Şemsin gelmesinden üzüntü duymaya başlar. Kimya ile olan aşkı hakkında duyduğu ümit tekrar suya düşmektedir. Romandaki Cani asker artık devreye girmiştir. Şemsi öldürmek için aldığı paraya ve cinayet işleme hususunda profesyonel olmasına rağmen Şemsi öldürmek için tereddüt göstermektedir. Bu caniyi tutan kişinin Alladdin olduğuna dair kuşkular uyandırılır. Cani bu cinayete bir kaç kez teşebbüs etmiş ama her bir seferinde bunu başaramamıştır.
Ella ile Zahara da görüşmeye başlamıştır. Zahara ile Ella evlenmeye karar verir. Ella'nın çevresindekiler Ella da oluşan bu muazzam değişime hiç bir anlam verememekte, bunu nedeni hakkında hiç bir hüküm getirmemektedir.
Şems, ölüm vaktinin geldiğinin blinciyel bir gece dışarı çıkar, Katil pusuya yatmış Şemsi öldürmek için cesaret beklemektedir. Öldürmek onun için çok kolay ve yüzlerce kez yaptığı çok sıradan bir eylemdir. Fakat Şemsi öldürmek ona çok zor gelmektedir. Katilin varlığını hisseden şems onu tahrik etmek için karanlığa konuşmaktadır. Katil sonunda cesaretini toplayıp Şemsi öldürür.
Ella ile Zahara sonunda buluşurlar. Gayipte dolaşıp duran Zahara bir gerçek olur. İki aşıkı bir araya getiren Aşk Şeriatı kitabı sona gelirken kader onlara çok ilginç ve çok hüzünlü bir sonuç hazırlamıştır.... Zahara ağır hastadır....
Şems'in büyücü olduğunu, zararlı olduğunu, Rumi'ye kötü etkilerini olduğunu söyleyip hem kendilerini hemde bir kiralık katili kandırıp Şems'i öldürmesini düşünerek Şemsi öldürtenler Şems'i öldürdükleri zaman Rumi'nin eski Rumi olmasını beklerken yanılmış olacaklardır. Mevlana hiç değişmez ve kendine 'Suskun' ismini verir.
Kitaptan Alıntılar
''Peki ama o halde neden anlayamadığım,açıklayamadığım bir boşluk var içimde? Öyle bir boşluk ki günbegün büyümekte. Fare gibi sinsice,sessizce,hırslı ve haris,bu eksiklik duygusu ruhumu kemirmekte. Nereye igtsem içimdeki boşluk da benimle gelmekte. İnsan bu kadar tam iken gene de hala eksik hissedebilir mi? Ya da mutluyken kederli de olabilir mi?''
''Ondördüncü Kural:Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine,teslim olBırak hayat sana rağmen değil,seninle beraber aksın''Düzenim bozulur,hayatımın alt üstüne gelir''diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?''
''Ya aşkı öğret bana ya da aşkın yokluğuna üzülmemeyi'
''İnanç aşk gibidir. İspat şstemez.Mantıksal bir açıklama beklemez.Ya vardır,ya da yok
Beni dindar biri olarak saymışsın.Halbuki değilimDindar olmakla inançlı olmak aynı şey değil!''
''Her hakiki aşk,umulmadık dönüşümlere yol açar.Aşk bir milad demektir.Şayet 'aşktan önce' ve 'aşktan sonra' aynı insan olarak kalmışsak,yeterince sevmemişiz demektir.Birini seviyorsanonun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir.O kadar çok değişmelisin ki sen,sen olmaktan çıkmalısın!''
' ''Rüzgarla gelmedim'' demişti Şems,''ki rüzgarla gideyim senin hayatından!'' ''
''Beni sevebilir misin?'' diye sordu
''Seni zaten seviyorum'' dedi Aziz gülümseyerek
''Ama daha beni tanımıyorsun bile''
''Seni tanıyorum'' diye üsteledi Aziz emin bir sesle
''Benimle ilgili bilmediğin o kadar çok şey var ki''
''Seni tanımam için çok şey bilmeme gerek yokSenin özünü görüyorum'' dedi Aziz Ve Ella bu cümleyi bir yerden hatırladı.Sanki ağzından çıkan kallavi cümleler beklemediği anlarda ona geri dönüyordu.Çember gibiydi hayatNe verirsen aynen iade ediyordu.Çılgınlıktı bu! ''
Ve son söz;
Kırkıncı Kural:aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım,mecazi mi,yoksa dünyevi,semai ya da cismani mi diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğururAŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır,merkezinde,ya da dışındasındır,hasretinde!
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ
Elif Şafak:
Strasbourq Doğumlu Olup Çocukluğunu ve Gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston’da geçirmiştir.
Odtü uluslararsı ilişkiler Bölümünü Bitirmiştir. Yüksek Lisansını aynı Üniversiteye Kadın Çalışmaları Bölümünde, doktarasına ise siyaset bilimi alanında tamamladı..
İlk Romanı Pinhan’la 1998 Mevlana Büyük Ödülünü aldı.
Mahrem adlı Romanı ise Şehrin Aynaları ve Türkiye yazarları birliği Ödülünü Kazandı .
Ardından her ikisi’de çok satan ve geniş bir okur kesimine ulaşan Bit Palas veİngilizce Kaleme aldığı Araf Yayımladı.
Med Cezir’de okunan Kitabı Olan Baba Ve Piç Yayımladı .
Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı siyah Süt’ü Yazdı.
Doğan kitapçılık tarafından 2009 Martında yayımlanan “Aşk” Türk Yayıncılık dünyasında Önemli Bir rekora İmza Atarak En kısa sürede en çok satan roman oldu.
Tüm eserlerinden seçkiler niteliğinden olan kağıt helva’da 2009’da Yayımlandı,
İNDİR ve OKU
24 Ocak 2018 Çarşamba
Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan
"Ne ölü, ne sağ" bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli'yle aynı kaderi paylaşıyor: Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir hayat. Gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve Zebercet'in de, Anayurt Oteli'nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği değişir. Küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında nerdeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük oluyor. Türk edebiyatının unutulmaz bir tipi ve unutulmaz bir mekanı.
İNDİR ve OKU
İNDİR ve OKU
Alamut Efsâneleri - Farhad Daftary
Dağın Yaşlı Adamı'nı ve fedailerini Sünni kaynaklar ve Batıdan gelen gezginler mi abartarak kötü göstermişti... Fedailer gerçekten de haşhaş bağımlısı suikastçılar mıydı? “Cennet Bahçesi” için mi kendilerini feda ediyorlardı?
Yoksa Hasan Sabbah ve fedaileri gerçekten birer efsane miydi?
Nizari İsmailileri, Ortaçağ Avrupa'sında “Haşaşiler” ismiyle nam salmışlardır. Haşhaş kelimesinden türetilen bu yanlış isim, XII. yüzyılın başlarında Ortadoğu'da varlık gösteren bu gizemli tarikatın üyeleriyle ilk olarak temasa geçen Haçlılar ve yanlarında gelen batılı yazarlar sayesinde geniş kitlelere yayılmıştır.
Ortaçağ Avrupa halkları da Haşaşilerin gizli faaliyetleri ve onların gizemli liderleri Dağın Yaşlı Adamı Hasan Sabbah ile ilgili bir dizi hikâyeyi kulaktan kulağa aktarmışlardır. Zaman içinde, Marco Polo'nun kalemiyle zirveye ulaşan Haşaşi efsaneleri hiçbir temele dayanmadan oraya buraya çekilmişler ve Haşaşi'nin karşılığı olan “assasin” kelimesi, ihmalkâr bir etimoloji ile Avrupa dillerine “katil, suikastçı” anlamına gelen bir kavram olarak girmiştir.
Elinizdeki kitap, Önderleri Hasan Sabbah'ın kandırmacalarıyla, haşhaş içerek kendilerini ölüme atan şuursuz bir topluluk gibi gösterilmeye çalışılan İsmaili topluluğunun, gerçekte kim olduklarını anlamamızı sağlayacaktır...
İNDİR ve OKU
Yoksa Hasan Sabbah ve fedaileri gerçekten birer efsane miydi?
Nizari İsmailileri, Ortaçağ Avrupa'sında “Haşaşiler” ismiyle nam salmışlardır. Haşhaş kelimesinden türetilen bu yanlış isim, XII. yüzyılın başlarında Ortadoğu'da varlık gösteren bu gizemli tarikatın üyeleriyle ilk olarak temasa geçen Haçlılar ve yanlarında gelen batılı yazarlar sayesinde geniş kitlelere yayılmıştır.
Ortaçağ Avrupa halkları da Haşaşilerin gizli faaliyetleri ve onların gizemli liderleri Dağın Yaşlı Adamı Hasan Sabbah ile ilgili bir dizi hikâyeyi kulaktan kulağa aktarmışlardır. Zaman içinde, Marco Polo'nun kalemiyle zirveye ulaşan Haşaşi efsaneleri hiçbir temele dayanmadan oraya buraya çekilmişler ve Haşaşi'nin karşılığı olan “assasin” kelimesi, ihmalkâr bir etimoloji ile Avrupa dillerine “katil, suikastçı” anlamına gelen bir kavram olarak girmiştir.
Elinizdeki kitap, Önderleri Hasan Sabbah'ın kandırmacalarıyla, haşhaş içerek kendilerini ölüme atan şuursuz bir topluluk gibi gösterilmeye çalışılan İsmaili topluluğunun, gerçekte kim olduklarını anlamamızı sağlayacaktır...
İNDİR ve OKU
Anarşist Banker Şeytanın Saati - Fernando Pessoa
XX. yüzyıl edebiyatının kült kişiliklerinden Fernando Pessoa, ölümünden bir yıl sonra keşfedilmiş zengin düş dünyasıyla ün kazanmıştı. Kendi adının yanı sıra, yarattığı hayali şairlerle de anılan Pessoa'nın daha önce ayrı ayrı yayınladığımız iki kısa anlatısını bu kez bir arada sunuyoruz.
Anarşist Banker, Pessoa'nın, sağlığında yayınlanan tek anlatısı. Öykü, iki arkadaşın bir yemek sırasında gerçekleştirdiği sohbete odaklanır. Kahramanlardan biri, bankerliğin, gerçekleştirilebilecek tek anarşist eylem olduğunu savunur.
Anlatı, burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya koyar. Şeytanın Saati ise yazarın ardında bıraktığı sandıktan çıkan metinlerden biri. Yine bir diyalog-metin. Anlatıcı ile Şeytan arasında kurgulanan alaycı, mistik bir konuşma. Kuşkucu Pessoa'nın, kişiliğine de en uygun yazılarından biri.
İNDİR ve OKU
Anarşist Banker, Pessoa'nın, sağlığında yayınlanan tek anlatısı. Öykü, iki arkadaşın bir yemek sırasında gerçekleştirdiği sohbete odaklanır. Kahramanlardan biri, bankerliğin, gerçekleştirilebilecek tek anarşist eylem olduğunu savunur.
Anlatı, burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünü ortaya koyar. Şeytanın Saati ise yazarın ardında bıraktığı sandıktan çıkan metinlerden biri. Yine bir diyalog-metin. Anlatıcı ile Şeytan arasında kurgulanan alaycı, mistik bir konuşma. Kuşkucu Pessoa'nın, kişiliğine de en uygun yazılarından biri.
İNDİR ve OKU
22 Ocak 2018 Pazartesi
BİR - Ayşehan Demirtaş
Hiç insanın yüreği yer değiştirir mi?
Yani diyorum ki;
Hep solda atan kalp, sağda da yaşar mı ve sağ kalır mı?
Ve küçücük bir bakışa insan ağlar mı?
Kimi zaman hatırlananlar ve geriye bakmalar vardır ya
Sorgulamak için kendini ve hayatı,
Konuşacaklarına yada konuşmayacaklarına dinleyen ararsın
Ve içinden söylediklerin dışından da duyuldu mu aradığını bulamazsın!
Sonra boş verirsin.
Ama boşu mu yoksa doluyu mu verdiğini fark edemezsin
Tam da böyle bir an’da
Yani
Derin bir suskunluğu yaşadığın tam da bu an’da
Küçücük bir bakışa oturur ağlarsın…
İNDİR ve OKU
Yani diyorum ki;
Hep solda atan kalp, sağda da yaşar mı ve sağ kalır mı?
Ve küçücük bir bakışa insan ağlar mı?
Kimi zaman hatırlananlar ve geriye bakmalar vardır ya
Sorgulamak için kendini ve hayatı,
Konuşacaklarına yada konuşmayacaklarına dinleyen ararsın
Ve içinden söylediklerin dışından da duyuldu mu aradığını bulamazsın!
Sonra boş verirsin.
Ama boşu mu yoksa doluyu mu verdiğini fark edemezsin
Tam da böyle bir an’da
Yani
Derin bir suskunluğu yaşadığın tam da bu an’da
Küçücük bir bakışa oturur ağlarsın…
İNDİR ve OKU
21 Ocak 2018 Pazar
Bozkırdaki Çekirdek - Kemal Tahir
Türk eğitim tarihinin en orijinal girişimlerinden biri olan Köy Enstitüleri, üzerinde konuşulması ve yazılması tabu sayılan konulardan biridir bir bakıma. Kemal Tahir, "Bozkırdaki Çekirdek"te, diğer romanlarında da yaptığı gibi bu tabuyu yıkmaya çalışarak Türk toplumunun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanırken bazı devrimleri yukarıdan aşağıya uygulamak zorunda kalışını gözden geçirir.
"Nisan 1965’te Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen "Bozkırdaki Çekirdek", dünya eğitim tarihinde de reform olarak değerlendirilen Köy Enstitüleri’ni anlamamıza da yardım edecek bir Kemal Tahir klasiği.."
İNDİR ve OKU
"Nisan 1965’te Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen "Bozkırdaki Çekirdek", dünya eğitim tarihinde de reform olarak değerlendirilen Köy Enstitüleri’ni anlamamıza da yardım edecek bir Kemal Tahir klasiği.."
İNDİR ve OKU
Borçlu Olduklarımız - Aziz Nesin
Burhaniye ilçesiyle Ayvalık ilçesi arasındaki yol üzerinde Karaağaç adlı bir köy vardır. Kurtuluş Savaşımızdan önce Karaağaç köyünde Türkler'le Rumlar bir arada, hiç kavgasız gürültüsüz çalışıp yaşamaktaydılar.
Karaağaç köyü, denize doğru eğik bir sırt üzerinde kurulmuştur. Köy evlerinin bulunduğu arazi kuzeye doğru yükselir. Köyün üst başındaki ağaçlıklı tepede bir anıt vardır. Bu anıta yaklaşırsak, anıt taşında şu yazıtı okuruz:
"Yurttaş!
"Kurtuluş Savaşı başlangıcında Ali Çetinkaya'nın kumanda ettiği Yüzyetmişikinci Alay erlerinden 16-7-1919'da şehit düşen yedi er burada gömülüdür."
"23-9-1936"
Adlarına anıt dikilen bu yedi erin nasıl şehit edildiklerini anlatalım.
Ayvalık koyundaki Yunan savaş gemilerinden Yunan askerleri karaya çıkmış ve Yunanlılar Ayvalık'ı işgal etmişlerdi. Bunun üzerine Ayvalık'taki Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, alayını Araplar köyüne çekti. Yakındaki Karaağaç köyüne de şu haberi ulaştırdı:
"Yunan askeri Ayvalık'ı işgal etti. Askerimiz düşmana karşı koymaktadır. Allahını, peygamberini, yurdunu seven yardıma koşsun!"
Bu haber üzerine, Karaağaç Köyü camisindeki sancak, köyün altındaki yola çıkarıldı. Köyün yaşlısı genci, eli silah tutan her erkeği, bıçağını, nacağını, çiftesini, mavzerini, tabancasını, tüfeğini, hiçbişeyi olmayan da sopasını kapınca evlerinden dışarı uğrayıp sancağın altında toplandı. Oğlan çocukları da düşmana karşı savaşmak için oraya gelmişlerdi. Ama onyedi yaşından küçük olanları "Hadi köye dönün! Askere giden, savaşa giren babalarınızın yerini alın! Onların işlerini görün! Ananızı, bacınızı gözetin! Tarla işine, mala, hayvana bakın!" diye zorla geri çevirdiler.
Orda toplanan Karaağaç köylüleri, önce yakındaki Gömeç köyüne, sonra da Murateli köyüne gidip Türk birliğine katıldılar. Yüzyetmişikinci Alay'ın ve gönüllülerden kurulu Milis Alayfnın ereği, işgalci Yunan askerlerinin ilerlemesini önlemek için onları oyalamak, zaman kazanmaktı. Bu görevi yerine getiren Yüzyetmişikinci Alay bir zaman sonra Karaağaç Köyü'ne geri çekildi. Karaağaç Köyü'nün güneyinde, köyün Ayvalık'a bakan sırtlarında siperler kazıldı. Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, Karaağaç köyündeki evlerden birini Alay Karargâhı yapmıştı.
İNDİR ve OKU
Karaağaç köyü, denize doğru eğik bir sırt üzerinde kurulmuştur. Köy evlerinin bulunduğu arazi kuzeye doğru yükselir. Köyün üst başındaki ağaçlıklı tepede bir anıt vardır. Bu anıta yaklaşırsak, anıt taşında şu yazıtı okuruz:
"Yurttaş!
"Kurtuluş Savaşı başlangıcında Ali Çetinkaya'nın kumanda ettiği Yüzyetmişikinci Alay erlerinden 16-7-1919'da şehit düşen yedi er burada gömülüdür."
"23-9-1936"
Adlarına anıt dikilen bu yedi erin nasıl şehit edildiklerini anlatalım.
Ayvalık koyundaki Yunan savaş gemilerinden Yunan askerleri karaya çıkmış ve Yunanlılar Ayvalık'ı işgal etmişlerdi. Bunun üzerine Ayvalık'taki Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, alayını Araplar köyüne çekti. Yakındaki Karaağaç köyüne de şu haberi ulaştırdı:
"Yunan askeri Ayvalık'ı işgal etti. Askerimiz düşmana karşı koymaktadır. Allahını, peygamberini, yurdunu seven yardıma koşsun!"
Bu haber üzerine, Karaağaç Köyü camisindeki sancak, köyün altındaki yola çıkarıldı. Köyün yaşlısı genci, eli silah tutan her erkeği, bıçağını, nacağını, çiftesini, mavzerini, tabancasını, tüfeğini, hiçbişeyi olmayan da sopasını kapınca evlerinden dışarı uğrayıp sancağın altında toplandı. Oğlan çocukları da düşmana karşı savaşmak için oraya gelmişlerdi. Ama onyedi yaşından küçük olanları "Hadi köye dönün! Askere giden, savaşa giren babalarınızın yerini alın! Onların işlerini görün! Ananızı, bacınızı gözetin! Tarla işine, mala, hayvana bakın!" diye zorla geri çevirdiler.
Orda toplanan Karaağaç köylüleri, önce yakındaki Gömeç köyüne, sonra da Murateli köyüne gidip Türk birliğine katıldılar. Yüzyetmişikinci Alay'ın ve gönüllülerden kurulu Milis Alayfnın ereği, işgalci Yunan askerlerinin ilerlemesini önlemek için onları oyalamak, zaman kazanmaktı. Bu görevi yerine getiren Yüzyetmişikinci Alay bir zaman sonra Karaağaç Köyü'ne geri çekildi. Karaağaç Köyü'nün güneyinde, köyün Ayvalık'a bakan sırtlarında siperler kazıldı. Yüzyetmişikinci Alay Komutanı Yarbay Ali Bey, Karaağaç köyündeki evlerden birini Alay Karargâhı yapmıştı.
İNDİR ve OKU
Binboğalar Efsanesi - Yaşar Kemal
ESERİN ADI: BİNBOĞALAR EFSANESİ
YAZARI: YAŞAR KEMAL
Eser İncelemesi:
Kısa Özeti:
Binboğalarda yani Toroslarda Aladağ'ın koyağında Yörük obası, uzun süre yerleşecek bir yer bulamaz. Karaçullu obası, nereye gitse oranın sahiplenilmiş olduğunu görür. Yerleşmek istedikleri yerlerde ayakbastı parası istenir: para vermediklerinde kendilerine zulmedilir.
Bazen göçebe kabilenin güzel kızlarına talip olduklarında anlara kalacak yer gösterirler. Karaçullu obasından Ceren'e de Oktay adlı bir ağa çocuğu âşık olur. Ceren, Oktay Bey'le evlenmeye karar verirse oba sürünmekten kurtulacaktır. Ancak Ceren'in gönlü Halil'dedir.
Ceren, Oktay Bey'in aşkına karşılık vermez. Karaçullu obası için bu son çözüm yolu da gerçekleşmez ve dağılış süreci başlar. Binboğalar Efsanesi, yüzyıllarca yerleşik düzene geçmemek için direnen Türkmenlerin romanıdır. Roman, Hıdırellez şenliklerinde, göçerlerin kış için sığınacak toprak bulma dilekleri ile başlar.
Ancak kış onlar için bir tükeniş öyküsüne dönüşür. Roman, Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıttır.
Ayrıntılı Özeti:
1876’da Türkmenle Osmanlı arasında Çukurova’da bir savaş oldu. Osmanlı Türkmeni yerleştirmek, toprağa çekmek, ondan vergi almak, onu asker etmek istiyordu. Türkmense buna karşı koyuyordu. Dövüş beter oldu, bu dövüşte Türkmen yenildi ve iskan edildi. O gün bugündür bu yenilginin acısı, iskanın kepazeliği hiçbir Türkmenin yüreğinden çıkmaz.
Savaşta yenilmelerine, zorla iskan edilmelerine, sürülmelerine karşın Türkmenin hepsi buna boyun eğmedi iskandan sürgünden kaçanlar gene eski yaşamlarını, konup göçmeyi sürdürdüler. Ama gittikçe Yörüklük zorlaşaral bugünlere geldi, hele bugünlerde çekilmez bir hal aldı. Toroslar’da Aladağ’ın kayağında Yörük Karaçullu Obası, uzun yıllardır Çukurova’da temelli yerleşecek bir toprak parçası bulamamıştır ve Çukurova Türkmenin, yörüğün, Aydınlın yörüğün yaylağıdır. Yörükleri ne bu kışlaktan,ne bu yaylaktan kolay kolay ayıramazsın, ölürler.
Beşi altı Mayısa bağlayan gece bir Ayin-i Cem düzenlenir. Bu gece Hidrallez gecesidir. Denizlerin ermişi İlyas’la karaların ermişi Hızır buluşacaklardır. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar. Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar, denizler deniz, topraklar toprak olmaktan çıkar.
Eğer onlar buluşmazlarsa; kıyametin habercileri Hızır’la İlyas olacaktır. Hızır’la İlyas’ın buluştuğu an bir mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar, yıldızlar Hızır’la İlyas’ın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelirler, tam Hızır’la İlyas birbirlerinin elini tutarken onlar da birleşirler, tek bir yıldız olurlar.Hızır’la İlyas’ın üstüne ışık olup sağılırlar.
Hızır’la İlyas’ın el ele tutuştuğu, yıldızların gökte birleştiği an dünyada her şey durur. Dünya bir an için ölür. Sonra her şey birden uyanır. Dehşet bir yaşam patlar. İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için tepelere, dağ başlarına çıkarlar.
Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür o anda ne isterse olur, işte yine bir Hidrallez gecesinde bütün oba, Aladağ’da yaylak, Çukurova’da kışlak dileğinde bulunacaktır ama o gece obalılar verdikleri sözün hilafına, gizlice kişisel dilekte bulunurlar.
Ermiş olarak gördükleri Demirci Haydar Usta’da on iki yaşındaki torunu Keremle birlikte kayağın yamacında iki yıldızın birleşmesini izlemeye koyulur. Bu arada Haydar Usta torununa sen daha tertemiz melek gibisin diyerek, mutlaka sana görünür.
Aladağ’da yaylak, Çukurova’da kışlak isteyeceksin der. O gece Haydar Usta’nın artık uykusu gelip gözleri kapandığı sırada gökten iki yıldız kopup hızla birbirlerine doğru gelirler. Kerem de bütün oba gibi Çukurova’da kışlağı ben napayım diyerek, bir şahin dileğinde bulurunur.
Obanın Çukurova’da kışlak bulması imkansızdır. Her yer zamanında paylaşılmış. Kimse Yörükleri Çukurova’da istememekte düşman gözüyle bakmaktadır. Obanın atık iki umudu kalmıştır. Biri Yörüklerin en güzel kızı Ceren’dir. Hasan Ağa’nın oğlu yangındır Ceren’e ve Hasan Ağa’nın da yüz bin dönümden fazla toprağı vardır.
Hasan Ağa’nın oğlu Yörüklere, eğer Ceren’i bana verirseniz bende size çiftliğin bir köşesinde yer veririm; köy kurarsınız demektedir fakat Ceren, Oktay Bey’le evlenmek istemez. Onun gönlü Halil’dedir. Bütün oba Ceren’i Oktay Bey’le evlendirebilmek için yediden yetmişe çalışırla ama nafile.
Diğer şansları da Demirciler Ocağı Piri Haydar Ustanın 3 yılda gece gündüz demeden yaptığı altın işlemeli kılıçtır. Zamanında Rüstem Usta bir kılıç yapıyor on beş yıl çalışıp kılıcını padişaha götürüyor.
Rüstem usta kökten sürme, ocaktan yeşerme değil, daldan eğme, çıraklıktan gelme. Padişah bakıyor kılıca, hayran kalıyor dile benden ne dilersen Rüstem Usta diyor. Rüstem Ustadır dize gelip senin canının sağlığını dilerim padişahım diyor.
Padişah, benim canımın sağlığından sana ne fayda dile benden ne dilersen. Rüstem Ustadır, padişahım diyor, bize kışlak gerek, yerliler bizi perişan ediyor. Padişahtır, bir ferman haykırıyor yürü git Aydın ilini senin obana verdim diyor.
Haydar Usta, büyük bir umutla Adana’ya gider önce ramazanoğullarına sonra bütün büyük ağaların kapısını çalar, kimi Haydar Usta’yla görüşmek istemez, kimi de Haydar Usta’nın cebine iki kuruş koyup onu yollamaya kalkar.
Haydar Usta’nın artık umutları iyice körelmektedir en son çare İsmet Paşa’nın kapısını çalar, dışarı çıktığı sırada İsmet Paşa’nın yanına giderek Türkmen yörüğünün yaşadıklarını hararetli hararetli anlatır ve kılıcını gösterir. İsmet Paşa kılıca bakar ve güzel bir kılıç deyip yoluna devam eder.
Son olayda birlikte Haydar Usta’nın Çukurova’ya vardığında da bütün obanın umutları tükenir. Yörükler zaman içinde Çukurova’nın zorlu şartlarında azalır azalır ve tükenirler. Binboğalar Efsanesi bir kültürün bitişinin hikayesidir.
Roman Karakterleri Hakkında Bilgi:
HAYDAR USTA : Demirciler ocağı piri, horasan erenlerinden bakır kızılı uzun sakallı, çakmak gözlü bir adamdır. Yörüğün en temiz kalplisi olduğundan, oba tarafından ermiş olarak görülür.
CEREN : Yörüğün bugüne kadar ki en güzel kızı, dünyalar güzeli, uzun boylu, yanık tenli, büyük ela gözlü bir kızdır.
KEREM : Haydar Usta’nın torunudur ve Hıdrallez gecesinde Çukurova’da kışlak yerine, şahin istediği için hep pişmanlık duyar.
HALİL : Ceren’in sevgilisi, Jandarmadan kaçtığı için bir türlü Cerenine konuşamaz en sonunda çatışmada vurularak ölür.
OKTAY BEY : Zengin bir ağa oğludur. Ceren’e aşıktır ama Ceren’in gözü Halil’den başkasını görmez. Ceren’i elde edebilmek için bütün obaya kışlak sözü verir ama oba bile Ceren’i ikna edemez. Oktay Bey Ceren’in aşkıyla obanın peşinde sürünür.
SÜLEYMAN KAHYA : Obanın başı, kahyasıdır. Etine dolgun orta boylu, kır sakallı, şayak şalvar giyip, şalvarın üstüne dizine kadar nakışlı çorap çeken, yeşil gözlü hep gülen bir kişidir.
Romanın Ana Fikri:
Anadolu’da göçebeliğin bitişini anlatan Binboğalar efsanesi yüzyıllarca toprağa yerleşmek için direnen, ferman dinlemeyen, Yörüklerin değişen toplumsal koşullar karşısında ortada kalmasını ve bu sefer de bir yere yerleşebilmek için savaşmaları gerektiğini fakat bu savaşta başarısız olup yavaş yavaş tükendiklerimi ve göçebeyken bir toprak parçası edinip yerleşmek istememelerinin pişmanlığıyla yok olan ama bu yok oluş sırasında bile Hıdrallez gecesinde bir dilek diledikleri zaman bütün obanın Çukurova’da kışlak yerine kişisel dileklerde bulunmasının çarpıcılığı.
Romanın Ayrıntılı İncelemesi:
OLAY BAKIMINDAN GERÇEĞE UYGUNLUK
Binboğalar efsanesi gerçek çizgisinden ayrılmıyor, çok gerçekçi ve heyecan verici bir hikaye Anadolu gerçeği birebir anlatılıyor.
ŞAHISLAR BAKIMINDAN HAYATA UYGUNLUK
Şahıslarda hem konuşma üslupları ve kıyafetleriyle hem de düşünce tarzıyla tamamen Anadolu Yörüğünün geçiş dönemindeki halini yansıtıyor.
DİL VE ÜSLUP BAKIMINDAN
Yaşar Kemal’in görkemli, şiirsel aynı zamanda modern anlatım tarzı sonsuz sürükleyici, epik gücü, eleştirisi gerçekten ayrılmayan masal unsuru da çok etkili Dili zengin ve dinamik çizdiği sahneler çok güçlü.
YER VE ZAMAN BAKIMINDAN
Adana yöresinden olan Yaşar Kemal’in diğer romanları gibi Binboğalar Efsanesi de Çukurova’da geçiyor. Bugün Türkiye’nin en zengin tarım alanı olan, pamuk tarlalarının göz alabildiğine uzayıp gittiği Çukurova, 19. Yüzyılın başlarında bataklıklarla kaplıydı çevredeki dağlar ise toprak isteyen göçebe Yörük ve Türkmenlerle doluydu. Binboğalar Efsanesi’nde 19. yüzyıldaki Çukurova’nın bu halini anlatıyor.
ÇIKARILAN SONUÇ NEDİR?
Anadolu Yörüğü’nün göçebe yaşamak için direndiğinin ama değişen toplumsal koşullarla beraber artık göçecek toprak parçası bulamamalarıyla Çukurova’da kışlak edinmedikleri için duydukları pişmanlıkla yitip giden bir kültür. Bu kadar zor durumdayken bile obanın Hıdrallez şenliklerinde Çukurova’da kışlak yerine , kişisel dileklerde bulunmaları. İnsanların kendi çıkarlarını, toplumsal çıkarlardan daha önemli görmesi.
İNDİR ve OKU
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














